Archive for the ‘HAYATTAN’ Category

BİRAZ MOLA:)

Ağustos 10, 2010 - 1:25 pm 14 Comments

Kristal Kelebek ufacık bir ara veriyor..

Bu arada dinlenecek, tazelenecek, yepyeni tarifler, fotoğraflar ve yazılarla geri dönecek:).

Görüşmek üzere:)….

BLOGLAR ARASI BİR OYUN VE DERYA ABLAMIN DAVETİ:)

Temmuz 31, 2010 - 10:45 pm 2 Comments

Bloglar arasında zaman zaman bazı oyunlar oluyor. Bu oyunlardan birine de canım Derya Ablam beni davet etmiş..Onun bu nazik davetine seve seve cevap veriyorum ben de:).

 

Oyundan da kısaca bahsetmem gerekirse; bu bir nevi sanal “Yemekteyiz” yarışması, hani şu televizyondaki yarışma. Bizden istenen de bu yarışmaya katılıyor olduğumuzu hayal edip ona göre bir masa düzeni ve menü oluşturmamız. Menüyü kendi tariflerimizden seçerek belirlemeliyiz.

 

Canım ablam çok teşekkür ederim bu oyuna beni de seçtiğin için. İşte benim cevaplarım..

 

Masa aksesuarlarımı Derya Ablam gibi ben de Bernardo’dan seçtim çünkü modern ve bol çeşitli ürünleri bana çok hitap ediyor. Ayrıca doğruyu söylemek gerekirse, Bernardo dışındaki diğer aksesuar markalarının ürünlerinin fotoğraflarını bulacağım yapıda web siteleri de yoktu:)).

 

Masa Örtüsü:

 

 

Yemek takımı:

 

 

Çatal-bıçak takımı:

 

 

Bardak takımı:

 

 

Minik sofra aksesuarları:

 

 

Sofraya şık bir hava katacak şamdanlar:

 

 

Menüm ise şöyle olurdu:

 

Çorba:         Ekşili Sebze Çorbası

 

Aperatifler: Patatesli Havalı Börek

                    Yoğurtlu Pancar Salatası

                    İmam Bayıldı

 

Salata:         Mısırlı Mevsim Salatası

 

Ana Yemek: Mantarlı Salçalı Dana Biftek

 

Pilav:           Şehriyeli Pirinç Pilavı (ilginç ama sürekli yaptığım bir tarif olmasına rağmen   sitemde   yer vermemişim daha önce:))

 

Tatlı:           Pirinç Unu ile Revani

 

Ben de bu oyuna katılmak isteyen bütün arkadaşlarımı oyuna davet ediyorum:)).

PORTEKİZ GÜNLERİNDEN..

Temmuz 18, 2010 - 9:27 pm 12 Comments

Hayat acısıyla, tatlısıyla devam ediyor. Ve bazen kelimeler yetersiz kalıyor hissettiklerimi anlatmaya…

 

Babaannemi kaybedeli bir haftayı geçti. Yokluğuna alışmak zor ama onunla ilgili bütün güzel anılarımda o yaşıyor zaten. Düşüncelerimde, düşlerimde, hücrelerimde o hep benimle…

 

Biliyorum bu sene blogum bir yemek blogu olmasının yanında adeta bir gezi blogu niteliği taşımaya başladı..Galiba ben bu sene leyleği havada gördüm:).

 

Geçen hafta da en iyi arkadaşım, dostum, kardeşimin yanına Portekiz’e gittim. Böylece hem bol bol özlem giderme imkanımız oldu hem de ben bu vesileyle oraları görmüş oldum. Orada kurduğu düzenini görünce arkadaşımla bir kez daha gurur duydum. Canımcım seni çok seviyorum, her şey için tekrar tekrar teşekkürler:).  

 

Portekiz’de  önce Lizbon’da kaldık arkadaşımla. İki gün kadar oraları gezdik. Arnavut kaldırımlı, yokuşlu sokaklarına gire çıka keşfettik Lizbon’u. Alttakiler Lizbon’dan birkaç kare:

 

 

 

 

 

 

 

 

Daha sonra arkadaşımın yaşadığı şehir olan Porto’ya geçtik. Porto; daracık sokakları, küçük balkonlarından sarkan rengarenk çamaşırlarla süslü, çinilerle kaplı tarihi evleri, şehirle özdeşleşmiş şarabı ve şehri ikiye ayıran Douro Nehri ile bence mutlaka görülmesi gereken bir şehir. Deniz ürünleri çok taze ve uygun fiyatlıydı. Sebze ve deniz ürünü ağırlıklı Portekiz mutfağı bana çok hitap etti.

 

Orada çok güzel zamanlar geçirdim, çok iyi arkadaşlar edindim. Yine bol bol yürüdüm ve fotoğraf çektim. İşte bunlar da Porto’dan bazı kareler:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BABAANNEM..

Temmuz 12, 2010 - 4:31 pm 20 Comments

Uzunca bir süredir ses çıkmadı benden, biliyorum..Nedeni vardı; yine uzaklardaydım, yurt dışındaydım. Bununla ilgili daha sonra yazacağım.

 

Hayat tuhaf, kimi zaman mutluluktan uçururken bizi kimi zaman kederlere salıveriyor. Ben yurt dışındayken bir tanem, pamuğum, canımın içi babaannemi kaybetmişiz..

 

Ailemle telefonda konuşurken bana hissettirmemeye çalışsalar da seslerinden anladım bir şeylerin ters gittiğini. Kalan günlerimi içimde bu şüpheyle geçirdim. Döndüğümde de acı haberle karşılaştım…Hala benim için inanması çok güç, sanki gerçek değil.

 

Babaannem bize aktardığı hayat dersleriyle, onunla geçirdiğimiz her anın hatıralarıyla bizimle hep beraber olacak, biliyorum bunu..Yine de onu çok ama çok özlüyorum.

 

Kalbi güzel, kendi güzel, pamuk babaannem mekanın cennet olsun. Seni çok seviyoruz…

 

HAFTASONU AMASRA

Mayıs 24, 2010 - 12:35 pm 13 Comments

 

Haftalardır bir haftasonu şöyle uzun uzun uyuyabildiğimi hatırlamıyorum. Evimizde tadilat var ve genelde yaşandığı gibi, bizim planlarımızla ustalarınki bir türlü örtüşmüyor:)..Olsun, sonucu güzel olacak ya bütün zahmetlere, gecikmelere, düzensizliklere katlanılabiliyor bu yüzden…

 

Bu haftasonu da erkenden kalktık ama bu seferki çok güzel bir neden içindi:). Aile dostlarımızla beraber haftasonu için Amasra’ya bir gezi düzenledik. Bu gezi bana yine çok iyi geldi.

 

Ankara gibi, denizi olmayan bir şehirde yaşıyorsanız. Mavilikleri görmeye, denizin havasını içinize çekmeye hasret olursunuz çoğu zaman. İşte böyle, bir haftasonu için bile olsa denize kavuşabilmek büyük nimet oldu benim için:). Üstelik Ankara’da hava kapalı, yağmurlu ve soğukken, biz Amasra’da güneşin, ılık havanın tadını çıkarabildik bol bol..

 

Amasra’da deniz de bizler için güzel sürprizler yaptı.. Martıların deniz üzerindeki danslarını izledim, birkaç yunus da gezi teknemizin çok yakınına gelerek neşeyle gösterdiler kendilerini bizlere:)..

 

Gezi teknesinde gezerken nostaljik parçalar çalıyordu. Bu şarkıları dinlerken, bir yandan güneş ılık ılık yüzüme vuruyor, bir yandan rüzgar saçlarımı dağıtıyordu yaramazca. Tekrar görüşene kadar idare etmek için uzun uzun içime çektim denizin kokusunu. Düşüncelerimi teknenin arkasında köpüren dalgalara bırakıp rahatladım.

 

Dostlarla olmak, hele de böylesi güzellikleri onlarla beraber yaşamak çok güzeldi… İki güne, geride hiç unutulmayacak anıları bırakacak, ne çok şey sığdırdık. Bu, bu sene ikinci kez gelişimizdi Amasra’ya. Sağlıkla, yenilerine ulaşmayı diliyorum…

 

Ben yine Japon turist tadında; fotoğraf makinamla, her adımda başka bir kareyi kaydederek gezdim:))..Fotoğraf çekmeyi çok seviyorum. Anılarımızın somut kanıtlarına zaman içinde dönüp dönüp bakmak mutlu ediyor beni en sıkıntılı zamanlarımda bile..

 

Gezdiğim yerleri fotoğraflamamın bir başka nedeni de gördüğüm güzellikleri burada sizlerle paylaşabilmek elbette…

 

İşte kare kare Amasra gezimiz:

 

GÜLLER EŞLİĞİNDE AMASRA SAHİLİ

 

TATLI BİR KÖPECİK İŞTE BÖYLE DİNLENİYORDU..

 

MEŞHUR AMASRA SALATASI

 

AMASRA PAZARINDAN BİR GÖRÜNTÜ: REÇELLER, TARHANALAR, MAKARNALAR, TAZE OTLAR, YEŞİLLİKLER, KURU MEYVELER, REÇELLİK GÜL YAPRAKLARI… 

 

PAZAR TEZGAHINDAKİ ÇEŞİT ÇEŞİT, MİS GİBİ EV YAPIMI REÇELLER

 

LİMANDAKİ DUVAR RESİMLERİ VE DENİZ FENERİ

 

DENİZDEKİ GÜNEŞ YANSIMALARI:)

 

TURKUVAZ DENİZ..

 

KIYIDAN BİR BAŞKA MANZARA

 

MAVİ DENİZ, MASMAVİ GÖKYÜZÜ..

 

BİR BAŞKA AÇIDAN AMASRA

 

MARTILAR..

 

MARTILARIN SUYLA DANSI

 

VE YİNE MARTILAR…

 

YARAMAZ YUNUSU ANCAK BU KADAR GÖRÜNTÜLEYEBİLDİM:).

 

Bu gezide birlikte olduğum canım arkadaşım, kardeşim, Zeynep doğum günüm için bana armağanlar getirmiş. Beni çok mahçup etti, bir o kadar da sevindirdi:). Hatırlaması zaten büyük incelik, o bir de hediye almış, üstelik ne kadar çok sevdiğimi bildiği için kelebekli olsun istemiş hediyelerini..

 

Zeynepcim ne kadar ince düşüncelisin, beni çoook mutlu ettin canım kardeşim:).

 

Ben de Amasra’dan aldığım rengarenk çifte kavrulmuş lokumlarımla fotoğrafladım kelebekli tabağımı..Güzel, kelebekli mumlarım da eşlik ettiler bu renklere..

 

İşte Zeynep’imin armağanları:

 

 

Bu renkli lokumları Amasra’da Lütfiye isimli bir dükkandan aldım ben. Daha doğrusu çocukluğumun bu renkli lezzetini kavonoz içinde dükkanda görür görmez o tarafa doğru yöneldim. Bu dükkan dekorasyonuyla bile dışarıdan kendine çekiyor sizi. İçeride organik, ev yapımı reçeller, fındık ezmeleri, lokumlar, helvalar ve daha pek çok şekerleme satılıyor. Kendimi şekerlemelere öyle bir kaptırmışım ki fotoğraflamayı unutmuşum bu dükkanı. Ama Amasra’da mutlaka uğranması gerekli bir yer bana göre, tabi benim gibi tatlıya düşkünseniz:). Adresi burada var.

 

Haftasonum çok güzel geçti benim. Böyle olunca haftaya başlangıç çok daha kolay oluyor:)..

 

Herkese de güzel bir hafta diliyorum:)….

ANNELER GÜNÜ VE BİR TATLI..

Mayıs 10, 2010 - 11:37 am 17 Comments

 

Dün anneler günüydü..Başta bir taneciğim, canım annem olmak üzere bütün annelerin ve anne adaylarının Anneler Gününü kutluyorum.

 

Ne sevgimizi tam olarak anlatabilmemiz için, ne de bunu yeterince gösterebilmemiz için bir gün asla yeterli olamaz elbette, ama bu gün vesilesiyle onlara sunacağımız sevgi sözcüklerimiz, içten bir kucaklaşma, annelerimizin yüzünde gülücükler açtırıyor ya işte bunu görmek ayrı bir mutluluk oluyor bizlere de:).

 

Annem biliyor zaten ama bir kez de buradan söyleyeyim;

 

CANIM ANNEM SENİ ÇOOOOK SEVİYORUM…

 

Ona bir de tatlı hediye edeyim, tatlılığına tatlılık katsın diye:).

 

İşte Tarifi:

 

PORTAKAL PELTELİ VE BİSKÜVİLİ ÇİKOLATALI PUDİNG

 

 

Malzemeleri:

 

Çikolatalı Puding İçin:

 

1 litre süt
1 su bardağı toz şeker
2 yumurta sarısı
2 tepeleme yemek kaşığı un
1 paket vanilya
yarım kutu krema (100 gr.)
80 gr. sütlü çikolata

 

Portakallı Pelte İçin:

 

2 su bardağı portakal suyu

1 su bardağı su

1 su bardağından 1 parmak eksik toz şeker (damak tadınıza ve portakalın ekşiliğine göre miktarı değişebilir)

2 tepeleme yemek kaşığı nişasta

 

ayrıca:

kedidili bisküvi ve süslemek için portakal dilimleri, çikolata parçaları

 

Yapılışı:

 

Öncelikle kedidili bisküvileri servis kaselerimize uygun şekilde parçalayıp, her kasenin dibine bir iki parça bisküvi yerleştiriyoruz.

 

Daha sonra bir tencereye vanilya, çikolata ve krema dışındaki çikolatalı pudingin malzemelerini koyuyoruz. Ocağa koymadan önce iyice karıştırıp pürüzsüz hal almasını sağlıyoruz ve kısık ateşte kaynayana dek pişiriyoruz. Pudingi 2-3 dakika kaynadıktan sonra ocaktan alıp vanilya, çikolata ve süt kremasını ilave edip, iyice karıştırıyoruz. Pişen pudingi servis kaselerinin yarısından biraz fazla olacak şekilde  dolduruyoruz ve soğumaya bırakıyoruz.

 

Diğer yanda, portakal suyunu, suyu, şekeri ve nişastayı bir tencereye alıp, kaynayıp koyulaşana kadar pişiriyoruz. Çikolatalı pudinglerin üzerine portakallı pelteyi pay ediyoruz, soğumaya bırakıyoruz. Daha sonra oda sıcaklığına gelen pudingleri buzdolabına alıp 4-5 saat soğutuyoruz. Soğuyan tatlıların üzerini portakal dilimleri ve çikolata parçaları ile süsleyip servis ediyoruz.

 

Afiyet Olsun…

MÜNİH’DEN KARELER VE KABAK KALYE

Mayıs 3, 2010 - 6:56 pm 22 Comments

 

Sessizdim bir süredir, aynı tarifler sayfamda bekleyip durdu biliyorum. Bir nedeni vardı bunun; geçen hafta bir fuar için Almanya-Münih’e gittim. Aslında önceki hafta, hafta başı olan uçağımız kül bulutları nedeniyle uçuşlardaki aksaklıklar dolayı kalkamadı, biz de ancak hafta sonuna doğru gidebildik. Sonundan da olsa yakalayabildik fuarı. İş için oldukça verimli bir seyahat oldu.

 

Oralara kadar gitmişken gezme imkanı da yakaladık. Ben de yüzlerce fotoğraf çektim tabi:). Gerçekten çok güzel yerlermiş, imkan olursa gidip görmekte fayda var. O fotoğraflardan bir kısmına burada da yer vermek istedim. İşte benim objektifimden Münih:)..

 

Rathaus

 

 

Viktualienmarkt

 

Deutsches Museum

 

Englischer Garten’da papatyamla sanatsal bir çalışma:)

 

Englischer Garten’da Pazar günü keyfi

 

Chinesischen Turm

 

Englischer Garten’dan başka bir manzara

 

Japanisches Teehaus  

 

 

Yurt dışı seyahatlerim dönüşü hep aynı şey oluyor; ev yemeklerini özleyip dönmüş oluyorum:). Eh, bunu bilen annecim de sağ olsun çeşit çeşit yemekler hazırlıyor benim için. Özellikle de bütün sevdiğim sebze yemeklerini. Buzdolabı yine Aslı’nın en sevdiği yemeklerle, tatlılarla doldurulmuştu:).  Bu yemeklerden biri de Kabak Kalye’ydi. Genelde sebze yemeklerini etsiz sevdiğim için kabağın da en sevdiğim halidir bu (bir de mücver var aslında:)). İster sıcak isterseniz de soğuk yenebilen bir yemek Kabak Kalye.

 

İşte Tarifi:

 

KABAK KALYE

 

Malzemeleri:

 

1 adet orta boy kuru soğan

3-4 diş sarımsak

6 adet kabak

4 adet domates

3 dal taze soğan

3 yemek kaşığı zeytinyağı

yarım demet dereotu

1 adet kesme şeker

tuz

 

Yapılışı:

 

Öncelikle yemeklik doğradığımız kuru soğanı, minik doğradığımız sarımsaklar ve 1cm uzunluğunda doğradığımız taze soğanlarla birlikte zeytinyağında hafifçe kavuruyoruz. Kabakları soyup ortadan böldükten sonra bıçakla ortadaki çekirdek kısmını çıkarıyoruz. Sonra kabakları iri küpler halinde doğrayıp tencereye alıyoruz. Domatesleri de soyup irice doğrayıp kabakların üzerine ilave ediyoruz. Tuz ve 1 şekeri ilave edip tencerenin kapağını kapatarak kısık ateşte sadece domatesin suyuyla pişiriyoruz.

Yemek pişince üzerine ince doğradığımız dereotunu da ilave edip tencerenin kapağını kapatıyoruz. İstersek sıcak, istersek soğuk olarak servis ediyoruz.

 

Afiyet Olsun:).

YABAN MERSİNİ REÇELİ

Ocak 15, 2010 - 10:58 am 32 Comments

 

Geçen haftasonu Amasra-Safranbolu kaçamağı yaptık. Haftasonunda denizi görmek biz bozkırda (yani canım Ankara’m:)) yaşayanlar için büyük nimet..Denize bakmak, kokusunu içime çekmek, martıları seyretmek bana çok iyi geldi…

 

Amasra çok güzel sahil kenti..Amasra’ya giderken Safranbolu üzerinden gittik, Safranbolu; evleri, safranlı lokumu, küçük şirin sokakları, birbirinden leziz yöresel yemekleriyle mutlaka görülmesi gereken bir yer.

 

Amasra’dayken şansımıza hava da çok güzeldi, gece bile 18C°’ydi. Akşam yemeğinden sonra limanda yürüyüş yaptık, balıkçıları izledik, martıları fotoğraflamaya çalıştım, yürüdük de yürüdük..Kısacası çok güzel bir haftasonuydu, ruhumu dinlendirdim…

 

Pazar günü dönüş yoluna geçmeden Amasra’nın pazarına uğradık. Pazar dediysem 8-10 tane teyzenin tezgahı vardı. Tezgahlarında tazecik sebzeler, meyveler, kurutulmuş yemişler, reçeller, tereyağı, yoğurt ve peynir çeşitleri vardı. Mini bir organik pazardı kısacası. Eee, bu güzellik karşısında kayıtsız kalamadık tabi, doldurduk fileleri:). Teyzemin birinin ısrarı üzerine biraz da yaban mersini aldık. Masmavi, yusyuvarlak, mini mini bu meyveden daha önce bir kez tatmıştım. Kendine has bir aroması var diğer hiçbir meyvede bulunmayan. Öyle çok çok tatlı bir meyve de değil. Üstelik pek çok da faydası varmış internetten araştırdığım kadarıyla, bu sitede daha ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz siz de.

 

Sanırım biraz yaban bir yaban mersiniydi bizimkisi:). O nasıl bir şey öyle deyişinizi duyar gibi oldum; şöyle ki bu mersinler normalden daha ufak boyutta ve iri çekirdekliydi, biraz daha olgunlaşıp tatlanması gerekiyordu belki de..Neyse hepimiz taze taze birer tane tadına baktıktan sonra reçelini yapmaya karar verdik annemle. Harika bir mor renkte ve yaban mersininin bütün aromasını taşıyan bir reçelimiz oldu..Ben bu halini daha çok sevdim Yaban Mersininin. Özellikle bir dilim Amasra ekmeğinin (oraya has sünger gibi kabarmış harika bir ekmek) üzerine lor peyniri ve onun üzerine de bu reçelden kondurarak yemesi çok leziz oluyor..Yazarken bile canım çekti:).

 

 

İşte tarifi:

 

YABAN MERSİNİ REÇELİ

 

Malzemeler:

 

1 kase yaban mersini

1 su bardağından 1 parmak eksik toz şeker

1 su bardağı su

yarım limonun suyu

 

 

 

Yapılışı:

 

Bir tencereye şekeri ve suyu alıp iyice koyulaşana kadar kaynatıyoruz. Daha sonra içine yaban mersinlerini ekliyoruz. Yaban mersinleri yumuşayana kadar ve reçel kıvam alıncaya kadar kaynatıyoruz. Limon suyunu da ilave edip karıştırdıktan sonra ocaktan alıp servis kasesine boşaltıp soğuttuktan sonra kahvaltı soframızı şenlendiriyoruz:).

 

Son olarak haftasonu gezisinden birkaç fotoğrafla tamamlamak istiyorum yazımı. Bu güzellikleri sizlerle de paylaşmak istedim.

 

Amasra’nın kuşbakışı görünümü..

 

 

Amasra’dan başka bir manzara. 

 

Amasra sahilinden güzel bir kare daha.

 

 Meşhur Amasra salatası:). (nefis bir balık kızartması da vardı ama fotoğraf çekmek ancak balıklar bitince aklıma gelebildi:)).

 

Bize ikram olarak gelen nefis bir tatlı: koyu kıvamlı mis gibi yoğurdun üzerine bal ve ceviz..

 

 Amasra’daki organik pazar..

 

Safranbolu..

 

Güzel Safranbolu sokaklarından şirin mi şirin bir görüntü.

 

Mini mini etli yaprak dolmaları.

 

Gözümüzün önünde açılıp pişirilen nefis bir gözleme..

 

Dönüş yolunda arabada giderken yakaladığım şahane bir gökyüzü manzarası.

DERYA ABLAM..

Ocak 10, 2010 - 5:11 pm 13 Comments

 

Perşembe günü, kendimi hiç de iyi hissetmediğim bir anımda bir paket geldi bana..İçini açtım, önce sevgi dolu, sımsıcacık bir not karşıladı beni. İşte o an üzüntüden değil de sevinçten aktı gözyaşlarım. Arada mesafeler de olsa, birbirini hiç yüzyüze görmemiş insanların bile ne kadar dost, ne kadar yakın olabildiğini gösterdi bana o notun her bir kelimesi…O notun sahibi Derya Ablam‘dı. Özene bezene hazırladığı paketi ilaç gibi geldi bana. İçinde de herbiri birbirinden güzel armağanlar vardı benim için. Hepsi de o kadar güzel ve değerliler ki benim için, sanırım kullanmaya hiç kıyamayacağım…

Canım ablam armağanların en güzeli seni tanımam oldu aslında. İyi ki varsın, seni çok seviyorum……

BİRAZ ZAMAN..

Aralık 24, 2009 - 12:43 pm 10 Comments

Biraz zamana, dinlenmeye, yenilenmeye ihtiyacım var şu ara…

Yeniden görüşmek üzere….