Archive for the ‘GEZİ’ Category

ESKİŞEHİR’İM VE EKŞİLİ SEBZE ÇORBASI

Mart 16, 2010 - 8:08 pm 49 Comments

 

Sen misin “bahar geldi, yaşasın, lay lay lomm” havalarına giren, al işte bugün 0 dereceyi gördün yine, kar bile yağdı hatta:))..

 

Şaka bir yana, geçen hafta kandırdı beni yalancı bahar..Ama Mart da kapıdan baktırmazsa o sözün ne anlamı kalır ki:)..Benim içime, düşüncelerime, duygularıma bahar geldi ya gerisi de çok önemli değil aslında..

 

Haftasonu bir fırsat yaratıp memleketime gittik. Aslında Eskişehir benim anne tarafından memleketim, ben Ankara’da doğdum ama kendimi hep Eskişehir’li hissettim..Küçüklüğüm orada geçti, bütün tatillerde Eskişehir’e gider, kuzenlerle bir araya gelir anneannemin evi önünde oyunlar oynardık. Hatta çocukluk benim için Eskişehir’le özdeşti. Çünkü Ankara’daki evimiz yüksek bir apartman katıydı ve evin önü cadde oldu için dışarıda oyun oynama imkanımız pek kısıtlı olurdu.

 

Eskişehir, kuzenler, gece saklambaçları, sokak maçları, sek sek, yakan top… Yürürken memleketimin sokaklarında bunlar geçti aklımdan bir bir. Bir de rahmetli anneannemle dedem. Ruhları şad olsun.. Bizleri Eskişehir’e toplayan onlarmış aslında, onlardan sonra her birimiz dağıldık, kendi hayatlarımıza döndük. Şimdi de bir araya geliyoruz elbette ama o eski sıklıkla ve eski tadıyla değil buluşmalar..Yine de çok mutluyum ben öyle güzel bir çocukluk, öyle tatlı günler geçirdim Eskişehir’imde diye:)..

 

Eskişehir’de bu haftasonu bir tur şirketiyle gezdik. Eskişehir, belediye başkanları konusunda çok şanslı. Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen görevde olduğu süre içinde şehri yepyeni bir çehreye kavuşturdu. Çocukluğumda tuhaf renklerde akan Porsuk çayı şimdi üzerinde kanolarla gezilen, baktıkça insanın içini açan manzarası olan bir hal aldı. Tramvaylar, yayalara tahsis edilmiş yürüme yolları, gençlere, çocuklara yönelik yapılan parklar, merkezler, restore edilen Odunpazarı Evleri, Cam müzesi, Lüle Taşı Müzesi ve hatta yapay bir plaj bile var şimdi Eskişehir’de. Benim bu yazdıklarım yapılanların çok az bir bölümü aslında. Günübirlik bu gezide, hızlı hareket ederek pek çok yerip gezip görme imkanımız oldu. Harika bir haftasonuydu:)..

 

Aşağıdaki fotoğraf benim objektifimden. Ama güzel Eskişehir’imin diğer fotoğraflarına belediyenin sitesindeki bu bağlantıdan da ulaşabilirsiniz.  

 

 

Madem havalar çorba istetecek, o zaman ben de yeni yeni çorba tariflerimi paylaşmaya devam edeceğim:). Bu, tarifini vereceğim çorba bizim evin “en sevilenleri”nden biridir. Hafif mayhoş tadıyla, içindeki sebzelerin verdiği vitamin ve enerjiyle favorilerimin arasına girmesi çok da şaşırtıcı değil aslında..

 

İşte Tarifi:

 

EKŞİLİ SEBZE ÇORBASI

 

 

Malzemeleri:

 

1 adet orta boy kuru soğan

1 adet havuç

1 adet patates

1 adet kabak

2 yemek kaşığı sıvıyağ

2 yemek kaşığı mısır nişastası

tuz

 

üzerine:

yarım limonun suyu

2 diş sarımsak

1 tatlı kaşığı kuru nane

 

Yapılışı:

 

Öncelikle soğanı, kabağı, havucu ve patatesi rendenin ince kısmıyla rendeliyoruz (rende yerine robotla da yapılabilir ama ben sebzelerin daha belirgin olmasını seviyorum). Bir tencereye sıvıyağı ve rendelenen sebzeleri alıp iyice kavuruyoruz Daha sonra ayrı bir kapta nişastayı biraz soğuk suyla ezip sebzelere ilave ediyoruz.  Çorba kıvamına gelinceye kadar üzerine sıcak su ekliyoruz. Bu şekilde çorbayı bir süre kaynatıp pişiriyoruz. Başka bir kapta limon suyunu, dövülmüş sarımsağı, kuru naneyi karıştırıp çorbaya ilave ediyoruz, tuzunu kendimize göre ayarlayıp ekliyoruz. Çorbayı bir kez daha karıştırıp altını kapatıyoruz.

 

Not: Çorba kaynarken üzerinde oluşan köpükleri bir kaşıkla alıp atmak gerekli ki çorba, nişastanın verdiği şeffaf görünümünü kaybetmesin.

 

Afiyet Olsun:))..

KARNABAHARLI KIŞ ÇORBASI

Mart 4, 2010 - 12:02 pm 24 Comments

 

Bir süredir Portakallı Pudingin tarifi sayfamda durup duruyordu..Yorumlara da cevap yazamadım çoktandır. Hepsinin nedeni vardı, bir haftadır Kelebek uzak diyarlardaydı:)..

 

İş için abimle Mısır’a gittik geçen hafta. Orada bir fuara katıldık, kalan zamanımızda da “gelip de görmemek olmaz” diyerek Piramitlere, Kahire Müzesine ve diğer turistik yerlere gittik. Bol bol da fotoğraf çektim. Aşağıda, bütün gizemi, eşsiz tarih ve medeniyetiyle Piramitlerin fotoğrafını görüyorsunuz…

 

 

Mısır’a gitmeden önce biraz araştırma yapmış, yakın zamanda oraya giden kuzenimle görüşmüştüm. Genel olarak hijyene ve yemeklere dikkat etmemiz gerektiği sonucuna varmıştık. Gel gelelim konakladığımız otel, temsilcimizin bizi götürdüğü restoranlar (bir bilenle gitmekte gerçekten fayda oluyormuş) ve bulunduğumuz bölgeler itibariyle böyle bir sorun yaşamadık biz hiç.

 

Yediğimiz yemeklerin de fotoğraflarını çekmek istedim ama fuardan sonra fazlaca acıktığımız ve ancak yemek yedikten sonra bunu hatırlayabildiğim için:) ve genelde kalabalık bir grup halinde yemek yediğimiz için buna pek fırsatım olmadı.

 

İzlenimlerimde gördüm ki Mısır mutfağı bizim mutfağımıza çok benziyor. Gittiğimiz hemen hemen her restoranda mezeler vardı. Hatta adları Hummus, Babagannush, (bu isimler size de tanıdık geldi mi bir yerden:)) v.s. idi. Mezeler dışında kebab (bizdeki şiş kebap gibi), kofte (bizdeki şiş köfte gibi) türünden ızgara çeşitleri de vardı. Benim etle aram çok iyi olmadığından ben bunları tatmadım ama abim güzel olduğunu söyledi. Bunların dışında deniz ürünleri de Mısır’da çok taze ve fiyatları da uygun. Bol bol karides, kalamar ve çok çeşitli balıklar bulmak mümkün. Sebze ve meyveler de çok tazeydi. Her öğünde mutlaka salata vardı. Oralara gidince çeşit çeşit, taze sıkılmış meyve sularının tadına da bakmak lazım mutlaka. Mango suyu çok güzeldi mesela..

 

Yemekler iyiydi hoştu ama o bir haftanın sonunda eve dönünce annemin, mutfağı benim en sevdiğim yemeklerle donatmış olduğunu görmek bambaşka bir mutluluktu:))..Özellikle uzun süre evden ayrı kalınca en özlediğim şey sıcacık bir kase çorbadır benim. Anne eli değmiş, sıcacık bir kase çorba bir haftanın bütün yorgunluğunu alıverdi:)…

 

Havalar tekrar soğumaya başlamışken kış sebzeleriyle yapılmış bu çorba ilaç gibi geldi.

 

İşte tarifi:

 

KARNABAHARLI KIŞ ÇORBASI

 

 

Malzemeleri:

 

1 adet küçük boy karnabahar

1 adet irice havuç

1 adet orta boy kereviz (yeşil yaprakları da kullanılacak)

1 adet patates

1 yemek kaşığı un

1 su bardağı süt

1 yumurtanın sarısı

2 yemek kaşığı sıvıyağ

tuz

 

Yapılışı:

 

Öncelikle karnabaharı yıkayıp küçük çiçekler şeklinde parçalıyoruz. Havucu soyup, yıkayıp, küçük küpler şeklinde kesiyoruz. Karnabahar ve havucu bir tencereye alıp üzerini geçecek kadar suyla haşlıyoruz. Kerevizle patatesi de yıkayıp, soyup, minik küpler halinde kestikten sonra başka bir tencerede, üzerini geçecek kadar suyla haşlıyoruz.

Haşlanan sebzelerin suyunu dökmüyoruz. İki ayrı tenceredeki sebzeleri sularıyla beraber birleştiriyoruz. Diğer yanda, başka bir tencereye unu ve sıvıyağı alıp unun kokusu çıkana dek kavuruyoruz. Kavrulan una haşlanan sebzeleri sularıyla birlikte ilave ediyoruz. Karıştırıp kaynatıyoruz.

Bir bardak sütle 1 yumurtanın sarısını çırpıp kaynayan çorbanın suyundan azar azar ilave edip karıştırdıktan sonra sebzelere ekliyoruz (bu işlemi yavaş yapmak lazım, kesilme olmasın diye). Çorbayı iyice karıştırdıktan sonra tuzunu ilave ediyoruz. Ocağın altını kapadıktan sonra daha önceden ayırdığımız kereviz yapraklarını ufak ufak doğrayıp çorbaya ilave ediyoruz. Sıcak sıcak servis ediyoruz.

 

Afiyet olsun:).

YABAN MERSİNİ REÇELİ

Ocak 15, 2010 - 10:58 am 32 Comments

 

Geçen haftasonu Amasra-Safranbolu kaçamağı yaptık. Haftasonunda denizi görmek biz bozkırda (yani canım Ankara’m:)) yaşayanlar için büyük nimet..Denize bakmak, kokusunu içime çekmek, martıları seyretmek bana çok iyi geldi…

 

Amasra çok güzel sahil kenti..Amasra’ya giderken Safranbolu üzerinden gittik, Safranbolu; evleri, safranlı lokumu, küçük şirin sokakları, birbirinden leziz yöresel yemekleriyle mutlaka görülmesi gereken bir yer.

 

Amasra’dayken şansımıza hava da çok güzeldi, gece bile 18C°’ydi. Akşam yemeğinden sonra limanda yürüyüş yaptık, balıkçıları izledik, martıları fotoğraflamaya çalıştım, yürüdük de yürüdük..Kısacası çok güzel bir haftasonuydu, ruhumu dinlendirdim…

 

Pazar günü dönüş yoluna geçmeden Amasra’nın pazarına uğradık. Pazar dediysem 8-10 tane teyzenin tezgahı vardı. Tezgahlarında tazecik sebzeler, meyveler, kurutulmuş yemişler, reçeller, tereyağı, yoğurt ve peynir çeşitleri vardı. Mini bir organik pazardı kısacası. Eee, bu güzellik karşısında kayıtsız kalamadık tabi, doldurduk fileleri:). Teyzemin birinin ısrarı üzerine biraz da yaban mersini aldık. Masmavi, yusyuvarlak, mini mini bu meyveden daha önce bir kez tatmıştım. Kendine has bir aroması var diğer hiçbir meyvede bulunmayan. Öyle çok çok tatlı bir meyve de değil. Üstelik pek çok da faydası varmış internetten araştırdığım kadarıyla, bu sitede daha ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz siz de.

 

Sanırım biraz yaban bir yaban mersiniydi bizimkisi:). O nasıl bir şey öyle deyişinizi duyar gibi oldum; şöyle ki bu mersinler normalden daha ufak boyutta ve iri çekirdekliydi, biraz daha olgunlaşıp tatlanması gerekiyordu belki de..Neyse hepimiz taze taze birer tane tadına baktıktan sonra reçelini yapmaya karar verdik annemle. Harika bir mor renkte ve yaban mersininin bütün aromasını taşıyan bir reçelimiz oldu..Ben bu halini daha çok sevdim Yaban Mersininin. Özellikle bir dilim Amasra ekmeğinin (oraya has sünger gibi kabarmış harika bir ekmek) üzerine lor peyniri ve onun üzerine de bu reçelden kondurarak yemesi çok leziz oluyor..Yazarken bile canım çekti:).

 

 

İşte tarifi:

 

YABAN MERSİNİ REÇELİ

 

Malzemeler:

 

1 kase yaban mersini

1 su bardağından 1 parmak eksik toz şeker

1 su bardağı su

yarım limonun suyu

 

 

 

Yapılışı:

 

Bir tencereye şekeri ve suyu alıp iyice koyulaşana kadar kaynatıyoruz. Daha sonra içine yaban mersinlerini ekliyoruz. Yaban mersinleri yumuşayana kadar ve reçel kıvam alıncaya kadar kaynatıyoruz. Limon suyunu da ilave edip karıştırdıktan sonra ocaktan alıp servis kasesine boşaltıp soğuttuktan sonra kahvaltı soframızı şenlendiriyoruz:).

 

Son olarak haftasonu gezisinden birkaç fotoğrafla tamamlamak istiyorum yazımı. Bu güzellikleri sizlerle de paylaşmak istedim.

 

Amasra’nın kuşbakışı görünümü..

 

 

Amasra’dan başka bir manzara. 

 

Amasra sahilinden güzel bir kare daha.

 

 Meşhur Amasra salatası:). (nefis bir balık kızartması da vardı ama fotoğraf çekmek ancak balıklar bitince aklıma gelebildi:)).

 

Bize ikram olarak gelen nefis bir tatlı: koyu kıvamlı mis gibi yoğurdun üzerine bal ve ceviz..

 

 Amasra’daki organik pazar..

 

Safranbolu..

 

Güzel Safranbolu sokaklarından şirin mi şirin bir görüntü.

 

Mini mini etli yaprak dolmaları.

 

Gözümüzün önünde açılıp pişirilen nefis bir gözleme..

 

Dönüş yolunda arabada giderken yakaladığım şahane bir gökyüzü manzarası.

ANTEP FISTIKLI-MUZLU KUBBE PASTA

Eylül 24, 2009 - 12:43 pm 27 Comments

 

Bu sene oldukça yakın bir mesafeden, leyleği uçarken görmüştüm..O kadar çok gezdim ki bu yaz, “leyleği havada gören çok gezer” deyişini de böylece doğrulamış oldum:)..

 

Bayram tatilinin bir hafta öncesinde Mersin-Silifke taraflarına gittik. Annemle babam bu sene Haziran’da arkadaşlarıyla birlikte orada bir kampa gitmişlerdi. Döndüklerinde bizlere anlata anlata bitiremediler oranın güzelliğini. Sonra bizlerin de oraları görmemiz için yer ayarladılar. Gerçekten iyi ki gitmişiz, fotoğraflarda gördüğümüzden de güzel bir yerdi.

Hatta mevsimin son güneşli sıcak havalarını da değerlendirip denize bile girdik. Bol bol dinlendik, eğlendik… Oranın doğası, bitki örtüsü, sakinliği çok hoşumuza gitti. Birbirinden tatlı insanlarla da tanıştım orada. Kocaman sofralarda hoş muhabbetlerle yemekler yendi. Yemekler ayrı bir güzeldi zaten:))..

 

Aşağıda da, kaldığımız yerin plajının resimleri var:

 

 

 

Orada olduğumuz süre içinde internete uzun süreli giremedim, sitemi de hiç güncelleyemedim. O yüzden gecikmeli de olsa bütün dostlarımın Ramazan Bayramını kutluyorum…Umarım herkes güzel bir bayram geçirmiştir.

 

Tatilde bol bol yüzdük, enerji harcadık dedim ya, öyleyse şimdi biraz enerji toplamak hiç de fena olmaz değil mi:)..Tarifini vereceğim pasta, yiyen herkesten tam not aldı. Pratikliğiyle de benden tam not aldı:). Gerçekten yapılışı çok kolay bir o kadar da lezzetli. Daha fazla söze gerek yok, tadınca zaten siz de bana hak vereceksiniz..

 

İşte tarifi:

 

 

ANTEP FISTIKLI-MUZLU KUBBE PASTA

 

 

Malzemeleri:

 

1 kutu krem şanti (1 kutunun içinden çıkan iki paket de kullanılacak)

krem şantiyi hazırlamaya yetecek kadar süt

1,5 paket bebe bisküvisi

2 adet muz

1 su bardağı tuzsuz, kabuksuz antep fıstığı (fındık ya da ceviz de olabilir)

 

üzerine:

2 paket Danone Danette Çikolatalı (bunun yerine, hazır çikolata sosu ya da kendi hazırlayacağınız herhangi bir çikolatalı sos da olabilir)

hindistan cevizi

 

Yapılışı:

 

Öncelikle üzerindeki tarife göre krem şantiyi hazırlıyoruz. Hazırladığımız krem şantiye bebe bisküvilerini irice kırarak, muzları da küp küp doğrayarak ilave ediyoruz. Bu karışıma son olarak antep fıstıklarını da ekleyip bir kaşıkla iyice karıştırıyoruz. Büyük ve çukur bir kabı streç film ile kaplayıp pasta karışımımızı bu kaba boşaltıyoruz. Karışımın üzerini düzeltip, üstünü de streç film ile kaplıyoruz.

Bu şekilde buzdolabının derin donrucu kısmında pastayı bir gece bekletiyoruz. Ertesi gün buzdolabının normal soğutucu kısmına alıp kabından çıkacak kıvama gelmesini bekliyoruz. Hafif yumuşayınca kabı ters çevirip düz bir tabağa aktarıyoruz, streç filmleri çıkarıyoruz. Böylece kubbe şeklinde bir pastamız oluyor.

 

Pastanın üzerini Danette ya da çikolatalı bir sosla kaplayıp, hindistan cevizi ile süslüyoruz. Bıçakla rahat kesilecek kıvama gelinceye kadar buzdolabında dinlendiriyoruz. Daha sonra dilimleyip servis yapıyoruz.

Bakmayın benim böyle uzun uzun yazdığıma çok pratik bir pasta bu:). Hem tadına hem kolaylığına bayılacaksınız..

 

 

Afiyet olsun..

ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN..BEN DÖNDÜM:)..

Ağustos 30, 2009 - 4:51 pm 17 Comments

Dinlenme olayını abarttım sanırım biraz:).

Gerçi bu sadece hayatımın “blog” kısmındaki bir molaydı. Onun dışında işler güçler aynı seyrinde, aynı yoğunluğunda devam etti. Arada tatile de gittim tabi. Bol bol dinlendim, gezdim, fotoğraf çektim, bol bol eğlendim…

Giriş sayfamda, blogumdaki son yazımı okuyup okuyup iç çekmedim de değil hani ama kendimi tam hazır hissettiğim anda tekrar yazmak istedim. Kafamın doluluğu biraz azalsın, tükenen enerjim yerine gelsin, yenileneyim de öyle yazayım istedim.

Ve işte kelebek tekrar sayfasında uçmaya başlıyor:)….

Yaz tatilinde mutfakta da boş durmadım elbet. Fotoğraflar birikti , tariflerde kullanacakları anı dört gözle bekliyorlar. Yeni tariflerim gün ışığına çıkacaklar çok kısa süre içinde..

Bu süre içinde blog arkadaşlarımı da o kadar çok özledim ki…En kısa zamanda herkesi ziyaret edeceğim.

Bloguma yazmaya kaldığım yerden devam etmek için özellikle bu özel günü seçtim. Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı. Hepimizin bayramı kutlu olsun!….

Bayramda özel bir şey yapmak için bugün Anıtkabir’i ziyaret ettim. Anıtkabir içindeki müzeleri gezdim. Duvarlardaki bilgileri tek tek okuyup, bin bir güçlük içinde, atalarımızın emekleriyle, canlarıyla kazanılan bağımsızlığımızın değerini bir kez daha anladım. Sabah da televizyondan bayram törenini izledim. Muhteşem bir tören olmuştu. Askerlerimizle, ordumuzla gurur duydum.

İlk tarif kısa süre içinde gelecek. O zamana kadar bu yazdan birkaç fotoğraf paylaşmak istiyorum, gözümüz gönlümüz açılsın diye:)…

İyi ki döndüm;)……